Gnostisizm, milatın ilk yüzyıllarında önce Akdeniz bölgesinde görülmeye başlanan ve oradan da Orta Asya’ya doğru uzanan, çeşitli mistik inisiasyona yönelik dinler, mezhepler ve bilgelik okulları için kullanılan genel bir kavram ya da öğretidir. Özünde hem felsefi hem de dinsel bir akım olan Gnostisizm ad olarak Yunanca grıosis kelimesinden türer ve kelime olarak “bilgi” anlamına gelir.

Ancak zaman içinde bu kelime daha ziyade “aydınlanma” ve “idrak” kavramları ile özdeşleşmiştir. “Kelime olarak bilgi anlamına gelir” dedik ama söz konusu bu bilgi, matematik ya da fizik gibi fiziksel bilimlerde kullanılan gerçeksek entellektüel ve rasyonel bilgi değildir. Daha ziyade, Yaratıcı’nın ve içimizde var olan tanrısal ya da ruhsal doğanın ilişkisel ya da deneysel yollarla ulaşılan bilgisidir. Gnostikler -onlara göre- toplumun tam anlamıyla varlığının farkında olmadığı, Yaratıcı, İnsanlık ve Evren’in geri kalanına ait “gizli bilgiye” sahip olduklarına inanırlar.

Ne yazık ki bu antik akım ve ona ait yazılı eserler 5. yüzyılda Roma ordusu ve katolik, dinsiz avcıları tarafından neredeyse tamamen ortadan kaldırılmıştır. Ancak öğreti son yüzyılda Mısır’da 1940 Nag Hammadi ve 1970 El Minya’da ortaya çıkarılan gnostik kütüphane ve yazıtlarla tam anlamıyla bir yeniden doğuş yaşamaktadır.

Tarafsız bir bakış açısıyla özüne baktığımızda bu akımın, yaşamın ana amacı olarak mistisizmi ya da biraz önce yukarıda bahsettiğimiz özel bilgiyi (gnosis) izlemeyi teşvik ettiğini görüyoruz. Öğreti, diğer ezoterik öğretilerle ortak bir biçimde Yaratılış’ı, İşığın (iyi) ve Karanlığın (kötü) güçleri arasında var olan mitolojik bir mücadele olarak tanımlıyor ve onu kötü niyetli güçlerin (Demiurge) yönetimi altında olan bir maddesel âlem ve Yaratıcı (Monad) ve Aeonlar tarafından yönetilen daha yüce bir ruhsal âlem olmak üzere iki bölüme ayırıyordu. Bu öğreti hakkında biraz daha iyi bilgi sahibi olabilmek amacıyla temel gnostik terimlere biraz daha yakından bakalım şimdi.

  • Gnosis: Daha önce de söylediğimiz gibi bu sözcük her ne kadar “aydınlanma14 anlamında kullanılmakta ise de gerçekte “bilgi” anlamına gelir. Ancak gnostik bilgi, öğretinin felsefesine göre yanlızca bildiğimiz anlamda bir entellektüel yani akılsal bir egzersiz değildir.

Ama aynı zamanda sadece ruhsallığın bir yanını anlamaya yönelik pasif bir anlayış da değildir. Bunun aksine gnostik bilgi kişinin, içinde yaşadığı fiziksel âlemin tutsaklığından kurtulmasını sağlayan kurtarıcı ve özgür bırakıcı bir işleve de sahiptir.

Yine söz konusu bu bilgi genel ya da maddesel anlamda “bilmek” yoluyla sağlanan bilgi değil ama Tanrısal Olan ile doğrudan bağlantı sonucu sağlanan, ezoterik ve/veya mistik m deneyimler sonucu elde edilen bilgidir.

“İkisinin arasında ne fark var ki?” derseniz aradaki farkı şu basit örnekle açıklayabiliriz. “Ben İstanbul’un Türkiye’de olduğunu biliyorum” cümlesi ile “Ben, İstanbul’u ziyaret ettiğim için Türkiye’de olduğunu biliyorum” cümlesi arasında bilgiye yönelik bir fark olduğu hemen gözümüze çarpar. İşte gnostik bilgi ikinci örnek cümledeki bilgiye karşılık gelir. Yani pratik deneyimleri içeren bilgiye

  • Yaratıcı: Gnostisizmde Yaratıcı insansal ilişkilerin tamamen ötesindedir. 0, insan duyuları tarafından hiçbir biçimde algılana- • « maz ve Oz’ü asla bilinemez. Yüce Baba, Gerçeğin Yüce T-nrı’sı, Mutlak Olan, Tek Olan, Monad, Mükemmel Aeon (Aion Theleos), Başlangıç Öncesi (Proarkhe), Başlangıç (EArkhe) ya da Derinlik (Bythos) gibi bazı isimler alır. Yaratılış’ı var ederken ilk aşamada Aeon adı verilen bir seri doğaüstü ama yine de kendi- • • sine oranla sınırlı varlıklar yaratmıştır.

Öğretiye göre Yaratıcının kendisi de aslında bir Aeondur ve içinde Düşünce (Ennoid), Zarafet ([Charis) ya da Sükunet (Sige) adı verilen bir içsel varlık taşır. Sonraki aşamada kendisinden, çiftler (duad) halinde ortaya çıkmak üzere bir seri başka Aeon’lar yaratır. Bunların en alt seviyeli olanları, tüm gnostik mezheplerde ortak olan Jesus ve Sophia adlı iki Aeon’dur. Sophia bir bakiredir.

Yunanca’da “Bilgeliğin” karşılığıdır ve kendisinden Demiurge (Yun. Demiurgos) adı verilen ve aslında hiç var olmaması gereken, kusurlu ve alt seviyeli bir yaratıcı-tanrı doğurmuştur. Bu düşük seviyeli tanrı daha sonra kendisinden, dünya ve üzerindeki yaşam formlarını yaratır. Demiurge temel olarak kötü, kıskanç ve şefkatten mahrum bir tanrıdır. Ama o, kendinin çok yüce ve üstün bir varlık olduğunu düşünür. O’nun bu gururu ve beceriksizliği, dünyanın şu an içinde bulunduğu kötü duruma ve insanlığın büyük çoğunluğunun içinde bulunduğu körlüğe ve umursamazlığa yol açmaktadır.

Bunun üzerine tek olan Yaratıcı, insanlığı ondan korumak için iki kurtarıcı Aeon daha yaratır. Bu kurtarıcı varlıklar ise Mesih ve Kutsal Ruh adlarını alırlar. Var edilmiş olan tüm bu Aeonlar bir arada Pleroma adı verilen bir ışık bölgesi oluştururlar. Demiurge ise kendisinden Archon adı verilen bir alt grup daha yaratır. Archonlar maddesel âlemin üzerinde hüküm sürerler ve bazen maddesel âlemden yükselen ruhun ya da ruhların önüne bir takım engeller çıkarırlar. Bu varlıklar semavi dinlerde, Eski Ahit’te sözü edilen meleklere karşılık gelirler.

  • Pleroma: Genel anlamda Yaratıcı’nın güçlerinin tümü olarak değerlendirilir. İlahi Pleroma gnostisizm’de tanrısal yaşamın merkezidir ve bizim dünyamızın ötesinde yer alan bir ışık bölge- • • sidir. Ölümsüz ruhsal varlıklar olan Aeonlar ve bazen de Archonlar’ın mekânıdır. Gnostikler İsa’nın Pleroma’dan gönderilmiş orta seviyeli bir Aeon olduğunu ve insanlığın onun sayesinde kayıp bilgiyi bularak kendi tanrısal kaynağına döneceğine inanırlar.
  • Beden ve Ruh dualitesi: Gnostisizme göre insan ruhu tanrısal kaynaklıdır ve aslında özünde iyidir. Fiziksel beden ise dünyasaldır ve tersine kötüdür. Bu anlayış doğrultusunda gnostikler temelde fiziksel âleme, maddeye ve insan bedenine düşmandırlar. Ama yine de bazı insanların bedeninde Sophia tarafından verilmiş ışığın ya da tanrısallığın kıvılcımlarının tutsak edilmiş durumda bulunduğuna inanırlar.
  • Kurtuluş: Öğretiye göre, kişi kurtuluşa ancak kendi ruhsal özünün bilgisini edinerek ulaşabilir. Bu bilgi ise ışığın ya da ruhun tanrısal bir kıvılcımıdır. Bu sayede kişi ölüm anında bedenin tutsaklığından kurtulabilir. Ruhu böylece yükselebilir ve yüce Yaratıcı ile bir olabilir. Gnostik öğretiler insanları birbirinden farklı üç gruba ayırırlar. Bunlar: 1. Üst ruhsal (İng. spiritual), 2. • • • Alt ruhsal (Ing. soulish) ve 3. Karnal. Ust ruhsallar dünyadaki davranışlarından bağımsız olarak kurtarılabilir durumda olanlardır. Alt ruhsallar ancak gnostik yolu izler ve bu sayede gnostik bilgiye ulaşabilirlerse kurtulabilirler. Karnallar ise ümitsizce kaybolmuş durumdadırlar.
  • Dünya: Gnostikler dünyayı, semavi dinlerin ve pek çok ezoterik öğretilerin aksine, önceden mükemmel yaratılmış ve daha sonra ise Adem ve Havva’nın günahı sonucu bozulmuş bir biçimde düşünmezler. Onlara göre dünya alt seviyeli bir tanrı tarafından (Demiurgos) kaynağında ya da özünde kötü olarak yaratılmıştır.
  • Yılan Sembolü (Ouroboros): Bazı gnostik mezhepleri yılana kutsal bir anlam yüklerler. Onlara göre yılan figürü yaratılan ilk çifti günah işlemeye teşvik eden ve baştan çıkaran bir kavram değildir. Bunun tam tersine, Adem ve Havva’yı îyi ve Kötünün Bilgisi Ağacından yemeye teşvik etmek suretiyle onların tam olarak insan olmalarını sağlayan bir kurtarıcıdır.

Ouroboros
  • Mesih: Gnostikler İsa’yı bir kurtarıcı ya da bir yargılayıcıdan çok bir aydınlatıcı olarak değerlendirirler. Onlara göre Isa’nın görevi, kişilere gnostik ya da ezoterik bilgiyi vererek onları kötü tanrının (Demiurge) kontrolundan kurtarmak ve ölüm anında içinde Yaratıcı’nın da yer aldığı ruhsal yuvalarına dönmelerini sağlamaktır. Bazı gnostiklere göre mesih saf bir ruhtur ve sadece bir ışık bedene sahiptir. İsa ise onun, takipçilerine insan formunda görünmüş halidir. Bazı gnostikler mesih’in yeniden dirilmesinin İsa haçta ölmeden önce gerçekleştiğine inanırlar. Yeniden dirilişini ruhunun bedeninden kurtulması olarak tanımlarlar.
  • Evren (Kozmos): Gnostisizm’de Evren üç farklı krallığa bölünmüştür: 1. Dünyasal Kozmos. Gnostik sembolizmde Dünya Evren’in merkezidir ve yer üstü ve yer altı olmak üzere ikiye bölünmüştür. Etrafı ise hava ve bunun yanında yedi tane iç içe geçmiş ilahi küre ile çevrelenmiştir. Bunlar Ay, Venüs, Merkür, Güneş, Mars, Jüpiter ve Satürn adlarını alırlar. Satürn’ün ötesinde ise kendi kuyruğunu yiyen bir yılan biçiminde kıvrılmış, Leviathan adı verilen bir varlık hüküm sürmektedir. Bu yedi ilahi kürede ise daha önce temel kavramları anlatırken sözünü ettiğimiz Archonlar adı verilen şeytani ve zorba ruhsal varlıklar bulunur. Bu kürelerin ötesinde ise içinde HayatAğacı’nı, iyi ve Kötünün Bilgisi Ağacı’nı ve Eski Ahit Yaratılış bölümü 3:24 de bahsedilen Dönen Ateş Kılıcı’nı11 içeren Cennet (Pardes) bölgesi yer alır. Cennet’in ötesinde ise Zodyak’ın on iki burcuna bölünmüş durumda yıldızlar konumlandırılmıştır. 2. Orta Krallık. Karanlığın içsel mavi dairesinden ve ışığın dışsal sarı halkasından oluşur. Bu halkaların içinde ise Sophia âlemi yer alır. 3. Yaratıcı’nın Krallığı. İki küreden oluşur.

Kaynak: Ezoterik Öğretiler – Ahmet Akıncı


Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir