Konumuza başlamadan önce hemen tekrar vurgulayalım ki ezoterik öğretiler temelde ve büyük ölçüde (ama sadece değil) metafizik öğretilerdir. Ancak burada aklınıza; “Ezoterizm eşittir metafizik” gibi bir şey gelmesin. Burada sadece, “Metafizik deneyimler olayın büyük kısmını oluşturur” demek istiyorum.

Bunun nedenini ise birazdan anlayacağız. Peki, pek çok yerde adını sıkça duyduğumuz ve çoğu zaman (hatta neredeyse her zaman) özüyle hiç ilgisi olmayan bir biçimde ve konuyu bilen bilmeyen herkesin, rastgele kullandığı bu metafizik kavramı tam olarak nedir acaba? Hakkında kabaca ve çok kısa bir tanım yapmamız gerekirse metafizik bilgi, “Doğa’nın fiziksel görüntüsünün ya da beş duyumuzla algılayabildiğimiz kısmının ötesini, yani sezgilerle anlaşılabilen ve kavranabilen kısmını öğrendikçe edinilen bilgidir” diyebiliriz.

Yaratıcı, fiziksel evrenin yanı sıra ruhsal evrenleri de kapsadığından ve oluşturduğundan, O’nu öğrenmeye giden yolda fizik ötesi deneyimlerin de gerekli olduğu açıktır. Bu nedenle ezoterizm, fizik öğretilere ek olarak metafizik yani fizik ötesi unsurları da bünyesinde büyük oranda barındırır. Bu kısa vurgudan sonra ezoterik öğretilerin birbirleriyle olan ortak noktalarından, kısaca ezoterik anlayıştan bahsetmeye başlayabiliriz.

Ezoterik anlayışı benimsemiş bir kişi her şeyden önce (O’na farklı Adlar verilmiş de olsa) her şeyi yaratan Yaratıcı’nın varlığına inanır, işte bu en temel noktadır. Yani konuyu bilmeden ya da bildiği halde başka amaçlar uğruna saptırarak kullanan kişilerin ya da görüşlerin tam aksine görürüz ki ezoterizmin yapısını oluşturan temel kavram bir yaratıcı gücün varlığına olan inançtır. Ancak bu inancın tanımı dinsel biçimden biraz daha farklıdır.

Bu fark ezoterik anlayışta, “ruhsal ve fiziksel tüm evrenlerin Yaratıcıdan oluşması ve yaratılmış her varlıkta O’ndan bir parça bulunması” olarak açıklanır. Ancak yukarıdaki tanıma bakıp da ezoterizmi panteizm6 ile de karıştırmamak gerekir. Aradaki farkları konuyu açıkladıkça çok net bir biçimde göreceğiz.

Ezoterik öğretilerin tümü, bildiğimiz ve bilmediğimiz, idrak edebildiğimiz ve edemediğimiz her şeyin Yaratıcı tarafından yaratıldığını, O’nun bir yansıması (tezahürü) olduğunu ve onun kadar mükemmel olmayan tüm bu yaratılmış varlıkların bütün yaşamları süresince fiziksel ve ruhsal olarak tekamül ederek (gelişerek) O’na dönmeye çalıştıklarını öngörürler. Bu süreçte ise kişinin birbirinden ayrı düşünülmesi mümkün olmayan iki farklı ödevi vardır:

  • 1. Kendi tekamülünü sağlamak ve (çok daha önemlisi),
  • 2. Başkalarının tekamülünü sağlamak.

İşte bu yaklaşım da ezoterik öğretilerin bir başka ortak noktasını oluşturur. Buradan da kolayca anlayabileceğimiz gibi bu görevlerini yerine getirebilmesinin tek yolu kişinin bir toplum ya da topluluk içinde yaşamasıdır. Bu da genelde karıştırılan ve ezoterikler ile mistikleri birbirinden ayıran çok önemli bir noktadır. Genelde mistiklerin izlediği yol olan inziva, bir ezoterik için asla bir ruhsal gelişim yolu değildir. Çünkü ruhsal ve fiziksel gelişmenin temeli, Yaratılış’ı öğrenmek ve bilgi edinmektir. Ve kişi de bu amaca ancak iç dünyasının yanı sıra çevresinde var olan dış dünya ile temas halinde olmak suretiyle ulaşabilir.

Bu nedenle ezoterik öğretilerde insan, ruhsal gelişimi için inzivaya çekilerek kendini dış dünyaya kapamaz. Tam tersine bir toplum içinde yer alarak hem kendisinin, hem de başkalarının gelişimlerini sağlamaya çalışır. Yine bu amacına ulaşabilmek için, kendi çabasıyla edindiği geleneksel ezoterik bilgi ile sınırlı kalmaz ve içinde yaşadığı çağın gerektirdiği her türlü bilimsel gelişmeyi de kendisinin ve etrafındakilerin ruhsal gelişimi için kullanır.

Ancak ezoterizmin uygulanması sırasında gereken bazı fedakarlıkların insanlar tarafından tam olarak algılanmasında ortaya çıkan sorunlar, onun semavi dinlerden ayrılan yönleri nedeniyle takipçilerinin karşılaştıkları zorluklar ve ayrıca bu öğretilerin geniş halk kitleleri tarafından yanlış algılanıp bozulması sonucu yok olabileceği endişeleri, geçmişte bu öğretinin bilgelerini, öğretileri bazı semboller ve gizli ifadeler ile takipçilerine aktarma zorunluluğuna itmiştir.

Bu nedenle hemen tüm ezoterik öğretiler bir takım sembollerin, gizli işaretlerin, metaforların7 8ve alegorik8 hikayelerin arkasında saklı kalmışlardır. Ancak! Bugün artık durum değişmektedir. Yaratılış’ın doğal, fiziksel ve ruhsal gelişiminin bir sonucu olarak insanlık artık ezoterik bilgiyi doğrudan almaya çok yaklaşmıştır. İçinde bulunduğumuz zaman öyle bir zamandır ki insanlık hem ruhsal ve hem de zihinsel gelişimi açısından buna neredeyse hazırdır.

Yapması gereken şey sadece öğrenmeyi istemek, bilgiyi araştırmak ve Yaratılış’ı öğrenmektir. Süreç çoktan başlamış ve geçmişte gizli olarak nitelendirilen pek çok gizem yavaş yavaş gün ışığına çıkmaya başlamış ve hatta çıkmıştır, çıkmaya da devam etmektedir. Ancak yanılmayalım. Bu iş öyle kolayca ve hazıra konma biçiminde olmamaktadır ve olmayacaktır. Sistemin doğası gereği bunun için çaba göstermek şarttır.

Hiç bir şey yazılı, hazır bir ders kitabı gibi okuyup öğrenmemizi bekler durumda değildir. Ruhsal ve zihinsel açıdan hazır olduğumuza göre yapmamız gereken tek şey çaba göstermektir. Elbetteki önümüzde sayısız engel hazır durumda bizi beklemektedir. Ama bu da işin, olmazsa olmaz kısmıdır. Çünkü önümüzde bir engel yoksa onu aşmak için gösterilen bir çaba da söz konusu olmaz. Çaba olmadan da öğrenme olmaz.

Aşağıdaki linkten devam edebilirsiniz.

  • Kaynak: Ezoterik Öğretiler – Ahmet Akıncı

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir